perdure.

So we beat on, boats against the current, borne back ceaselessly into the past.

– The Great Gatsby

interlude.

Kisa suredir saglik problemleri yuzunden severek takip ettigim ve okudugum blogları edemez oldum – ama umuyorum ki tez zamanda duzelir, kaldigim yerden devam ederim. O zamana dek, iyi kalin.

For a little while now, due to some health problems, I haven’t been able to read the blogs that I have come to enjoy following very much so. Hoping to get back to good health and continue from where I left off; till then, be good to yourselves.

nostalgia.

it’s in the twilight hours that it hits you hardest; melancholia – haunting the chambers of your soul like a worn out ghost. it pushes, it pulls, it rattles and wakes long buried memories, disjointing your thoughts till you forget to breathe.

breathe.

& in the faint vibrations of life, filled with a sundry of emotions I am reminded of my existence.

Huzur

We are all broken – that’s how the light gets in

Ernest Hemingway

Sanirim saglikli olmak kadar huzur veren sey azdir. Insanin kendisi icin degil, etrafindakilerin endise ve uzulmesi kat be kat daha insani o uzguntu cemberine surekliyor. Halbuki karsimizdakinin gulumsemesi ne kadar da onemli bizim icin. O zaman nedendir ki unutabiliyoruz.

Eski bir aliskanliga donmek gibi, sagligimizi da atese atabiliyoruz?

Sadece saglik degil, hayatimizin bir cok yerinde bir cok sey ne kadar da cabuk unutulabiliyor. Guzel gunlerde verilen bir soz gibi – zamanin akisinda nasil da yerini icimizi acitan sozlerle degisiyor. Tanidigimizi sandigimiz insanlar, hic ummadigimiz zamanda hayatimizi alt ust edebiliyor. Halbuki basit midir o sozleri vermek; o sevgiyi veya sefkati gostermek.

Kendimizi tum hassasligimizla bir an’a, bir insana veya bir hayata vermek.

Unutuluyor, unutuldugu gibi eski defterlere karisiyor; sonra kendimize soz veriyoruz bir daha boyle olmayacak diye. Yalnizligi tercih ediyoruz ama hayat iste.. gel gor ki bir bakiyoruz, benzer hatayi kendimiz baska bir alanda yapiyoruz.

Saglik evet; onemli sey. Tipki endiselenen anne gibi.

Huzuru korumak gibi; en azından elimizde oldugu kadar.

Hasret.

Hasretle doludur gecmisin yadi..

Nazim Hikmet

Hasreti tanidigimi sanirdim; ne de olsa gurbette doğmuş, gurbet cocuguyudum ben. Geride birakmis oldugu ailesi icin ici kor gibi yanan bir annenin ve memleket ozlemini her daim gizlemekte basaran bir babanin ilk ve tek evladiydim. Ilk nefesimi alirken, damarlarimda onlarin duydugu hasretinin nehir gibi kanima islediginden, o ilk cigligim coktan cigerleri daglamisti.

Hasret artik benim bir parcamdi.

Ancak bunu buyudukce anliyacaktim – o sevinc dolu Turkiye tatillerine gidisin, aglayarak donuslerinde. Benim icin tatili geride birakmanin huznu vardi – annem ve babamin huznu yaninda solgun kalan. O zorlu ayriliklarin hic bir zaman dinmeyen acisiyla, hasretiyle buruk – uzak diyarlara donen ailem.

Ne garipti ki, gurbet dedikleri benim evimdi; arkadasimdi, okulumdu, hayatimdi. Nicin bize noel baba ugramiyor sorularinin dogdugu ve ayni nefeste nicin bayramda okulu aksattigimin arkadaslarima olan aciklamasiydi. Ama memleket olgusu her daim icimde, sorgusuz sualsiz geride birakilandi.

Bundandir ki adet ve orflerin anlam ve onemi islenir; hatirlatilirdi.

Bayramlar’di en cok sevdigim. Ramazanin anlam ve onemini henuz belki daha tam kavramamis isem de o zamanlar – gece sahur icin kalkmak paralel bir evrende iki ulke arasina acilmis bir kopru gibiydi. Annemin kucuk oldugumu soylese de inatla uykumu boldugum geceler. Cunki babamla sakalasmalarimiz vardi; sofranin olmazsa olmazi hosafin son kasik yarisi vardi. Annemin uykulu gozlerle sofrayi tamamlamasi, babamin onu uyumaya ikna etmesi ve ikimizin asla unutamayacagim sohbetlerimiz vardi.

Gözümden uyku aksa da, asla uyumamam – tamamlanacak rituelimiz vardi. Ne cok severdi Kemal Sunal filmlerini – kocaman VCR’da illa da kiralayip gunes dogana kadar izledigimiz Sunal filmleri vardi. Babamin elinde cayi ile gulmelerimiz ve biliyorum ki o anlar icin memleket hasretini unutusu vardi. Filmi izlerken benim yaninda omzuna devrilip uyumalarim ve bir ay boyunca bunlarin tekrarlanmalari vardi.

Bu sensiz ilk Ramazan. Sensiz gececek olan ilk Bayram. Son seneler ayni rituellerimizi yapamamis olsak da iftarlarimiz, bayram sevincimiz ve yine Kemal Sunal filmlerimiz vardi. Gulusun, sesin, sana has kokun, babam vardi.

Ben hasreti tanidigimi sanmistim. Oysa ki senin vefatindan sonra anladim.. hasretin icimi oyle yakiyor ki; kendi varligimin gurbetindeyim. Alisamadim.

Hani olur ya..

Zaman ve mekandir insani belirleyen. Lakin hayat; bazen tek duze giden bir yolculuk iken bazense inisli cikislidir.

Ama bazen.. insan bir bakar ki daire icinde donuyordur. Seneler evveldi buralara ilk icimi doktugum; futursuzca, icimden akittigim. Cocukken biriktirdigim gunlukler misali – degisen tek sey kayıpların, acıların, kalp kirikliklarinin ve huznun artık buyumus olmalariydi.

Once bosluga durmadan yazmis, zaman icinde sesim geri yankilanmis, guzel insanlar tanimis ve kendimi toparlayıp bir bakmistim ki; yazilar durmustu. Hayatin icinde tekrar kaybolmus yazmak yerine icime atmaya baslamistim.

Ama yillar sonra bir kayıp ve ucunda gelen huzun ruhuma iki beden fazla geldi.

Ne gariptir ki – icim her zamankinden doluyken, bir zamanlar o su gibi akan cumleler, huznun katmer katmer sokulen etekleri; simdi bogazımda bir dugum. Belki de o yuzdendir ki nerdeyse iki ay once kendimi buralarda bulali, tek yapabildigim okumak. Onlarca ruhun kaleminden dokulen kelimeleri; gelmis ve gecmis – yasarmiscasina icine kapılmam.

Kim bilir, belki de okurken kendimi unutmamdir beni tekrar, tekrar guzel insanların yazilarina davetsiz misafir gibi (affiniza siginirim) kapilarinin esigine sessizce oturtan.

Elbet bogazımdaki dugumler cozulecek, lakin ruhumun beni buralara cekmesinin biliyorum ki nedeni var. Ki o’dur simdi bana biraz olsun guven veren ama zincirleri henuz kirabilmis degilim, cunku biliyorum ki baslayinca dur durak bilmeyecek. Tipki yazmanın kacinilmaz oldugu gibi.

Lakin hersey bir adimla baslar misali, parmaklarim usulca tercumanim olurken – dunya donuyor.

Bense cevrilmis oldugum dairenin icinden; halen cikis yolu aramaya devam etmekteyim.